02 Aralık 2009 Çarşamba
Richie
Rüzgar . Farkettirmeden esiyor . Kafamı çevirip yapraklara bakmasaydım anlamazdım . Rüzgar , sadece dünyanın en sakin gününde orada olmak için esiyor . Postaneden çıkan adam şemsiyesini açıyor . Yağmur henüz başlamadı .
Deniz . O da gri ve sakin . Ayağımda çizmeler var . Denize sırtım dönük . Oturduğum gri bank deniz yerine postaneye bakıyor .
Sen . Binlerce soru sorarsın kendine . Hiçbirine cevap veremezken anlarsın , asıl cevabın bu olduğunu . İlk damla hep denize mi düşer ?
24 Kasım 2009 Salı
Born to Run
perdeler sararmıştır fark etmez
duvarlar , saatler .
dolapta yiyecekler azınlıkta
canın sıkılmaz artık
gülüp geçmezsin artık
sadece geçersin .
ıslak kaldırımda oturursun
köpeklerle iyi anlaşırsın
gece mi gündüz mü yapılıyordu bu iş ?
uyumak .
gözlerin hala güzeldir
aynaya bakmasanda bilirsin .
artık beklemezsin
neyi beklediğini unutursun
saati ileri alırsın
takvimde gelecek yıla atlarsın
zaman senindir nasıl olsa
bir yerinden yakalarsın nasıl olsa .
olmasa da olur diye düşünürsün sonra,
unutursun .
karınca için mutfakta şekerin
ev sahibi için paran
ayda bir yakalandığın arkadaşların için
iki çift özenle hazırlanmış lafın
gülümsemeye çalışan yüzün vardır .
asıl dostun o kutsal kitabı yazan adamdır
düşmanın sabah olmadan biten sigaran .
özleyecek şeyler bittiğinde
sen başlarsın
sokağa çıkarsın
yağmur gözünün içine yağar
koşarsın .
yanından geçtiğin dünya itin götüne girmiştir bile .
21 Kasım 2009 Cumartesi
B-Side
En başından nerede yanlış yaptığımı düşünmeye çalıştığımda ancak düne gidebiliyorum .
Sigaraya dün başladım .
Bütün bunları dün umursamamaya başladım .
Bütün bu olanları .
Çocukken dizleri yamalı pantolon giydiğimde utandığım kadar utanmıyorum insanlardan ,
bütün bu olanlara rağmen .
Hala suçu üstlenecek kadar sakinim ,
herhangi bir ceza olmamasından dolayı tabi .
Saat dört , yazıyla ve sayıyla .
Kadrosuz belediye işçileri olan sokak köpekleri , bir kaç sızmış ayyaş , taksiciler ...
Gecenin yeryüzündeki ışıldayan yıldızları .
Deliler bile uyuyor .
Uyanık olmak lazım .
Hala çekicek bir kafam var .
Engelbert Humperdinck
Pub Yuvadır Twitter'da
Şimdi barbunya reçeli desem kaç kişi anlar beni ?
20 Kasım 2009 Cuma
Öldükten Sonra Yapılması Gereken 1001 Şey
Babamsa babamdan ,
Tanrıysa tanrıdan ,
Leylekse leylekten .
Hangi cehennemden geldiysem oraya döneceğim !
17 Kasım 2009 Salı
Love Story
13 Kasım 2009 Cuma
Kral Evine Döndü
Ne anlatıyordum ben ? Ah evet ... Uzun zaman oldu .
Çocukken en korktuğum yer , karşımızdaki binanın bodrum katında bulunan marangoz dükkanının önündeki enine ve boyuna bir mezarı andıran o ufak boşluktu . Dükkanın ışık alması için icat edilmiş ve bir tarafında pencereler olan diğer üç tarafı ise betonla sıvanmış bir çukur . Bu deliğin zemini , kırık cam parçaları , paslı metaller ve tahta parçalarıyla doluydu . İçine düşen benim yaşlarımda bir çocuğun yardım almaksızın tırmanarak dışarı çıkması imkansızdı . Tabi düşerken kendini tehlikeli ıvır zıvırdan sakınıp hala hayatta kalabildiyse . Geceleri saklanbaç oynarken yaklaşılacak yerlerden değildi anlayacağınız . Yoksa sobelenmeniz epey vakit alırdı alırdı . O yaşlardaki kabuslarımda oraya düştüğümü görürdüm . Güvenli hayatımdaki en korkutucu yerdi . Yıllar , caddenin karşısındaki karanlığın içinden çıkıp yıldırım hızıyla öte taraftaki karanlığın içine koşan bir kedi gibi geçip gitti . Korkumun üzerinin demir bir parmaklık ile kapatıldığını gördüm geçenlerde . Eğilip içine baktım . O kadar da derin değilmiş aslında...
Ateşin her defasında daha az acı vermesi ve unutmak üzerine kurulu oyunun ortalarında biryerlerdeyim . Ne anlatıyordum ben ?
Hakimiyeti boyunca tek bir zafer bile kazanmayan (kazanamayan değil kazanmayan) kral yuvasına dönüyor .
Senin oynadığın at doğru attır . Kazanan at kimin umurunda ... Ne demiş Cenk Taner :
Televizyonda hırslı çocuklar .
Bırakınız koşsunlar zincir yettiği kadar .
10 Kasım 2009 Salı
PUB YUVADIR
Zift Kahve ve Sigara : 90
Bilinenler üzerine yazılanlar serisi: 31
Pub Yuvadır
Indian
Yerli dilinden çeviren
Roger Ljung
Kitabın özgün adı
Pub Yuvadır
Bu kitabın türkçe yayım hakları
yazar tarafından Zift Kahve ve Sigara Yayınları'na
1996 Avrupa Futbol Şampiyonası
Danimarka-Hırvatistan ilk tur mücadelesi
maç kitapçığı karşılığında verilmiştir.
Kapak İllüstrasyonu
Elliott Smith
Ron Sexsmith
Patti Smith
and
Smiths
Baskı ve cilt
Mart Matbaacılık Ltd. Şti.
ISBN 975-539-062-6
Zuhal Olcay'a
.
09 Kasım 2009 Pazartesi
Önsöz
gerçekten anlamsız olduğu için
ve hayatın bir değeri olmadığını göstermek için
kendini öldüren
veya kendini hayatta bırakan insanlardır ,
saygıyı hakkedenler .
Her ne kadar bu saygı onlar için bir şey ifade etmesede ...
Yosuna , su birikintisine ve ağaca aşıktırlar .
Senden çok farklı görünmezler aslında ,
üstlerinde seninkilere benzer giyecekleri vardır ,
senin gibi çalışır ve yemek yer ve uyurlar .
Sadece seni önemsemedikleri gibi kendilerini de önemsemezler ,
senin tam tersine ...
Şimdilik bu kadar .
05 Kasım 2009 Perşembe
TCDD
Ne yediğimizi tam hatırlamıyorum . Yaklaşık bir saat sonra masanın üzeri bira şişesi doldu . Üstadıma dönüp , bunları toplamayacaklarsa ben götürüp bırakayım , dedim . Siktir et yaa , dedi . Olur , deyip siktir ettim . Yanımıza , daha sonra Eskişehir'de yaşadığını ve iş için sürekli trenle İstanbul'a gidip geldiğini öğrendiğimiz , 40 yaşlarında bir tatar oturdu . Ben Ballıca içiyorum o aralar , Ecevit sigarası . Tatar rakıyla uzun 2000 içiyor . Dikkatini çekti sordu , başka sigara yok mu içecek . Uzattım bir tane , hafif sigara tavsiye ederim , dedim . 18 Yaşındayım .
Susuzluğumuz geçince koltuklarımızın olduğu vagona geri döndük . Ben tuvalete uğradım . Ufacık metalden bir hücre . ''Tren dururken tuvaleti kullanmayın'' uyarısını okudum . Deliğe baktım . Tren hareket ediyordu . İşeyip çıktım . Koltuğa oturup sızdım .
Üstad uyandırdı bir ara . Eskişehir'e geldik kalk garı gezelim , dedi . Uyumaya devam ettim . Bu gitti , yanlış hatırlamıyorsam kek falan alıp geldi . Uyanıp dışarı baktım . Geniş bir düzlükten geçiyorduk . Tepeler çok uzağımızdaydı . Göremiyordum ama oralarda bir yerlerde olmalıydılar . Neyse ... Sonra durduk . İstasyon falan yoktu . Gecenin içinde durmuştuk . Ne bekliyoruz , diye sordum . Karşıdan tren geliyor , buradan sonrası tek hat , o geçtikten sonra devam edeceğiz , dedi üstad . Yaklaşık yarım saat bekledik . Karşı taraftan bir yük treni geldi ve yanımızdan geçti . Biraz daha bekledik sonra ağır ağır yol aldık . İçim geçmiş , uyumuşum .
Uyandım , Afyon Sandıklı'da indik . Bir otobüse atlayıp güneye ilerledik .
Sigaram kalmamış , birinin unuttuğu uzun 2000'i içerken aklıma geldi bunlar , ne boktan sigara ama ...
04 Kasım 2009 Çarşamba
United Losers Of Benetton
Şöyle bir etrafıma bakınıyorum . Metin abi son bir kaç yüzyıldır olduğu gibi tuvalete en yakın masada oturuyor . Sağ bacağındaki problemden dolayı malulen emekli olan Hikmet kapı önünde taburede sigara içiyor . İki yeni tip yan masada heyecanla konuşuyorlar . Birbirlerine sürekli telefonlarından bir şeyler gösteriyorlar . Naci eski kaşar-rakıya geçmiş , bir sonraki günün bültenine gömülmüş . ''İkinci ayakta nasıl yazmazsın lan Timurhan'ı salak'' diyor beni görünce . ''Prensip meselesi oynamıyorum o ata oğlum'' diyorum , ''85 lira verdi zaten simitçi altılısı'' . Gerçi hiç fena olmazdı o para cebimde olsaydı . Karşıdaki liseden iki hoca geliyor . Yer yok masalar dolu , afiyet olsun deyip yanıma oturuyorlar . Yağmur hala kesilmemiş , ıslanmışlar . Kral tv'de Serdar Ortaç çıkıyor . Akşam yemeğim geliyor . Biraz daha ketçap istiyorum . ''Hocam buyrun beraber yiyelim'' diyorum . Kuruyemişçiden aldıkları tuzlu fıstığı çıkartıyorlar , afiyet olsun diyorlar . Afiyet olsun diyorum . Biram bitiyor , yenisini söylüyorum . Çoraplarım ıslanmış , ayaklarım üşüyor .
Üniversitede iken trompet çalmak , müzisyen olmak için okulu bırakmaya karar veren ve daha sonra babasının ''oğlum bu işler genç yaşlarda iyidir , yaşlanınca sürünürsün'' sözü üzerine okula devam edip ekonomi profesörü olan adamı düşünüyorum . Televizyonda anlatmıştı bunu . Bende okulu bırakmıştım ama müzisyen olmak için değil . Sadece genç yaşlarda da sürünmek için . Yaşlanınca zor gelmesin sürünmek , alışayım diye . Ayaklarım buz kesti . Dışarı sigara içmeye çıkınca iyiden iyiye hissediyorum . Hala yağmur yağıyor . Rüzgar var , saçak işe yaramıyor . Damlalar gözümün içine giriyor .
Eskiden sayısal loto falan oynardım , milli piyango alırdım . Artık oynamıyorum . Ümidimi kaybetmedim . Çıkıp çıkmaması umurumda değil artık . Hatta yanlışlıkla çıkarsa parayı almak için uğraşacağım bürokratik işler gözümde büyüyor . Ne olur ne olmaz diye yaklaşmıyorum . Kötü bile hissetmiyorum .
02 Kasım 2009 Pazartesi
31 Ekim 2009 Cumartesi
Yalnızlık ... Sürekli peşimde dolanan mahallenin aç köpeği .
Kendisinin de her zaman dile getirdiği gibi ''çocuklara bolca selam'' diyorum .
Eyvallah .
29 Ekim 2009 Perşembe
Kınalıada
Vize istemeyen ülkelere gider ,
kaldırımların tozunu alır para kazanırım .
Kuşun yemini değişirim ,
evi değişirim ,
anason kokan gömleğimi değişirim ...
Yağmuru ilk gördükleri zaman Adem ile Havva'nın ne yaptığını ,
86 Dünya kupasını kimin kazandığını ,
Depozitolu şişelerin kaç lira ettiğini ,
plakların kaç kuruş ettiğini düşünürüm .
Akşam ne yiyeceğimi düşünürüm .
Düşünür olurum .
Ayakkabım su alır , çoraplarım su alır .
Pantolonum ıslanır .
Yağmurluk yağmur için duş almak için değil .
Pencereyi açık unuturum ,
hasta olurum ,
sonra unuturum .
Ama yaşarım .
Sikindirik şairleri düşünürüm ,
sefaletten medet umarım .
Yapmadığım şeyi yapar annemi özlerim .
Yatağı açıp çekyatta uyurum .
Hiç olmadı aşık olurum anasını satayım .
Yapmadığım şey mi ?
İşi bırakırım , tutunacak ip bulamam , düşerim .
Gidip eski açığın yeni çatısına bakarım .
Bir heyecanla kalkıp adalara giderim ,
sonra ne işim var benim burada diye kalkar geri dönerim .
Ama dönerim ,
canlı ...
Köprü Kadıköy'e geçmek için ,
silahı bulsam kurşun bulamam ,
yüksekten korkarım bırak atlamayı aşağı bakamam .
Kalp ilacıyla rakı içer benim babam yine ölmez ,
beni hangi hap öldürebilir ki , haddine mi ?
Yani yaşarım .
Karar verdim evet ,
takılır güzel bir kalçanın peşine dünyayı dolaşırım ,
yani sensiz de yaşarım ...
Üç ay , beş ay .
26 Ekim 2009 Pazartesi
XO
Etrafa bakınıyorum ve ''kötü bir yere benzemiyor'' diyorum ,
''hafta sonları daha güzel olur'' diyor .
''Bugün pazar değil mi?'' diye soruyorum ,
''burada günlere isim vermezler'' diye cevaplıyor .
Rüyamda ...
Rüyadan önce ,
Yine mi bamyaaa
Rüyadan sonra ,
I'm never gonna know you now, but I'm gonna love you anyhow.
23 Ekim 2009 Cuma
So please please please Let me, let me, let me Let me get what I want This time
''ne kadar hızlı koşarsan koş , rüzgar dağın arkasına senden önce varır''
gerçi o kadar da eski değil , biraz önce ben uydurdum .
İçindeki oda yerine ancak kendini ve
etrafındaki sigara dumanını aydınlatan abajur
ve eski pilli radyonun kırmızı frekans ışığı aşkına ;
İnsanlar mutlu olmaya çalışmayın artık ,
nasıl olsa başaramayacaksınız .
Ve bu iyi bir şey .
Balık Nehrin Kalbidir
Kalın cama dayanmış sigara içiyordum otoparka serpilmiş alışveriş sepetlerine bakarak . Süpermarketin yanındaki hamburgercinin açılır kapanır kapısı her açıldığında içeriden rahatsız edici bir gürültü geliyordu . Kapandığında da kesiliyordu . Sonbahar akşam üzerinin serinliğini hissediyordum . Güneş kaybolmuştu ama hala etrafı aydınlatmayı başarıyordu . Dünyanın ekseninin bilmem kaç derece kayık olmasının sebep olduğu iklim değişikliklerini düşündüm . Güneş ışınlarının geliş açılarını düşündüm . Önümde koskoca otopark , toplanmayı bekleyen alışveriş arabaları , hamburgerci gürültüsü , dünya , güneş , arabalar ve otopark . Ben kömür olmadan önce bunların hepsi bitecek . Gidip alışveriş arabalarını toplamaya koyuldum . Yeni alışverişçiler bütün otoparkı istila etmeden önce etrafı temizlemeliyim . Kulaklıkları kulağıma taktım . Daha önce duymadığım bir şarkı çalıyordu .
İşimin en zor yanı yedi sekiz arabayı birleştirip marketin kapısına getirmekti . Tek tek toplamak uzun zaman alıyordu . Arabaları iç içe sokarak topluyordum . Ama katar uzadıkça hareket kabiliyeti azalıyordu . Bazen otomobillerde ufak hatıralar bırakabiliyordum . Minik çizikler bırakan iş kazaları . Özellikle insanların kıtlıktan çıkmış veya kıtlığa girecekmiş gibi yağmalamaya geldikleri haftasonları . Hızlı olmak zorundaydım yoksa insanlara sepet yetişmiyordu ve bu onları sinirlendiriyordu . Aynı zamanda pazar gezmeleri için yıkanmış cici arabalarındaki çiziklerde kızdırıyordu insanları . Öfkelenecek sebep bulmakta üstlerine yok bu iki bacaklıların . Kalplerinin üzerlerinde kredi kartları taşımaları nedeniyle olabilir , bilmiyorum .
Uzun ve sıkıcı yıllar boyunca , bazı insanların çalışmak için can attıkları bir uluslararası şirkette çalıştım . İş yerindeki son zamanlarımda genel müdür yardımcılığı denilen mevkiye yükselmiştim . Sonra beni , dört beş yıl çalışmasamda geçindirecek bir tazminatla kapı önüne koydular . Bir kaç hafta evde oturdum . Sadece oturdum . Uzun uzun oturdum . Oturmaktan sıkılınca zamanımı geçirecek bir iş aramaya başladım . Canımın kızarmış sosis istediği buna benzer bir akşam üzeri tahmin edebileceğiniz gibi sosis almak için buraya geldim . Sağa sola koşuşturan bir çocuk etraftaki alışveriş arabalarını toplamaya çalışıyordu . Çelimsiz velet arabalara hakim olamıyordu . Sarhoş bir adam gibi zikzaklar çizerek sürüyordu iç içe geçirdiği sepetleri . Otoparktaki eğim de bayağı zorluyordu kendisini . O akşam geç saatlere kadar buna yardım ettim . İşimiz bittiğinde market kapanmıştı . Hamburgercide karnımı doyururken bu işi yapabileceğimi düşündüm . İstediğim saatte gelir istediğimde giderdim . Para falan istemiyordum nasıl olsa . Çocuğa yardım ederdim . Şu ufak müzik aletini kulağıma takar araba toplardım ve zaman geçerdi . Bazıları için zamanı tüketmek kolay olmuyor sanırım .
Otoparkı ikiye böldük . Çocuk eğimi az olan sol tarafı aldı . Ben kapıya yakın sağ tarafa bakıyordum . Bir kaç gün işe takım elbiseyle geldim . Zaten ne yapmaya çalıştığımı anlamayan ve beni deli zanneden market müdürünü zır deli olduğuma ikna etmek için . Çünkü öğle yemeği zamanında yanıma gelip sürekli niye burada olduğumu soruyordu . Zaman geçirmeye çalıştığımı anlatığımda , kendisi boş zamanlarında tenis oynadığını söyledi . Benim hiç dolu vaktim yoktu ve vakit geçirmek için para harcamaya başlarsam daha kısa zamanda cam kaplı bir hücreye hapis olacağımı açıkladım . Sonuçta işe yarıyordum ve para istemiyordum ama iki bacaklılar kendilerinin düşünce sistemi dışında herhangi başka bir yolu anlamakta zorluk çekiyorlardı . Neyse kasiyer kızlar beni seviyorlardı en azından ve genelde müdürlerle iyi geçinemem zaten .
Sabah işe geldiğim sıradan bir gün çocuğu işten çıkardıklarını öğrendim . Artık bütün otopark benimdi bütün arabalar , sepetler , güneş , kayık eksen , şarkılar ...
22 Ekim 2009 Perşembe
HS
şarap içerek
yerlerde yuvarlanarak
özellikle halının üzerinde yuvarlanarak
küçük şikayetler ederek
sonra birbirimize bakıp ''hadi len bu da dert mi?'' diyerek
makarna yiyerek , makarna yiyerek
güneşi görüp ''acaba çıksak mı?'' diyerek
televizyonu açıp kapayarak
magazin programı arayarak
kah gülerek , kah gülerek
şarap içerek ...
bu hafta sonu birbirine yakın sakin sahil kasabaları olalım .
21 Ekim 2009 Çarşamba
Hope Sandoval
- İklimlerin müzik enstrümanları üzerindeki etkileri . Tulum ve gayda ana teması üzerinde .
- Beyaz bir t-shirt ile çam ağaçları altında beklemenin ve yapış yapış olmanın tarifi zor mutluluğu . Bir yakacak olarak kozalak ana teması üzerinde .
- Tahammül sınırlarını zorlayan sıcak ve güneş karşısında herhangi bir Mazzy Star şarkısını dinlerken açık pencerenin önünde dans eden tüle aşık olmak . Kahvaltıyı mütakip içilen 3. bira ana teması üzerinde .
- Bir haiku geldi dilimin ucuna yine ,
asfaltın üstü resim
incir ye kedim
Salı
Güneş rahatsız etti beni . Terlemiş olarak uyandım . Yüzümü yıkadım , dişlerimi fırçaladım . Geç kaldığımı varsayarak , varsayıyordum çünkü mesai saatlerim belirsiz ve değişken bir aralıktı , hızla çıktım . Etrafta kimsecikler yoktu . Galiba pazar günü dedim kendi kendime . Çok mu içmiştim dün , tenimin eridiği ilginç rüyalar görmüştüm . Telefondan kontrol ettiğimde pazartesi olduğuna emin oldum . Otobüs durağına doğru yürüdüm . Koskoca anayolda tek bir araba yoktu . Kediler vardı . Otoyolun ortasında güneşlenen ...
Sağ tarafımda İstanbul tabelasını gördüm . Nüfus 2 yazıyordu . O gerçekten gitmişti anlaşılan . Artık 1 kalmıştı . Durakta oturup dönmesini beklemeye başladım .
14 Ekim 2009 Çarşamba
Eskişehir , Nice , Göteborg
Elsiz mankenler ,
Boş dolap , binlerce askı ,
Çarşafsız yatak ,
İçinde bir damla içecek su olmayan ev ..
Marketler ,
Kaldırımlar ,
Olabileceğin en kötüsü ,
Pire için yorgan satın almak ,
Sahip olmadığını kaybetmek ,
Üzülmek ...
Ben kaybetmeyi arzulayacak kadar
istemiyorsam eğer ,
Hiç istemiyorumdur .
Bir kez olsun düşünmeyi dene ,
Bir kez olsun ekrana değil ,
Toprağa bak ,
Islak .
Peki senin hayatının konusu ne ?
Kendi filmlerinin yıldızları
güzel şarkılarla güneşe yürürken ,
İşsiz bir figüran olarak tek isteğim var .
Önümden geçmeyin .
13 Ekim 2009 Salı
Day
Bir kaç yıl önce , oturup konuşabileceğim insanlar aniden ortadan kayboldular . Bende zamanımın neredeyse hepsini adı İhsan olan barda oturarak geçirmeye başladım . Kapının yanındaki , üzerinde konser afişleri asılı olan , duvara sırtımı dayayarak . Ayaklarımın bastığı yerdeki kaldırım taşlarının üzerindeki çatlakları , şekilleri ezberleyerek . Ve durmadan kendimle konuşuyordum . Önümden hergün binlerce insan geçiyordu . Karşıdan bakınca bütün gün susup oturan bir adam . Ama tanrı şahidim olsun hiç susmuyordum . Gerçi tanrının şahitliğine de pek güvenmemek lazım . Kendime anlatacak çok şey vardı ama dışarı söyleyebileceklerim sınırlı idi . '' Bir bira daha alabilir miyim ?'' , ''Votka istiyorum ama meyve suyu değil , votka'' , ''Dün ne kalabalıktı burası'' gibi . Kendime anlattığım şeyleri , şu an olduğu gibi, herhangi bir yere yazmak yoktu aklımda . Zaten benim için okunacak şeyler vardı . Yazılmayan ne kalmıştı ki ? Biramı bitirip kalktım .
Gidişte ve dönüşte Mephisto'ya uğramayı gelenek haline getirmiştim . Sırasıyla , kitap , cd , film , kitap bölümleri ... İçeri girip ikinci kata çıktım . Soldaki rafların önünde ilerlerken gözüme bir kitap çarptı . Daha doğrusu kitabın üzerindeki mayonez . Serçe parmağımla tadına baktım . Tazeydi . Fazla uzağa gitmiş olamazdı . Ama acelem yoktu . Karşılaşırdık bir yerlerde nasıl olsa . Belki ... Çıkıp dolmuşa bindim . Uyumuşum .
Kendime anlattığım hikayelerin sonları hep aynı . İnsanlar sessizce oturup karşılarındaki ağaçlara bakıyorlar .
09 Ekim 2009 Cuma
Sex and Drugs and Rock'n Roll and Tavuk Suyu Çorba and Bezelye ...

Kestane şekeri , Neil Young , çöp arabası , köpek , domates , zift , tebrik kartı , dünya atlası , Amanda Holden , manyetik plak fırçası , kekik , yaşlanmak , eşkenar üçgenler , Blixa Bargeld , lahana sarma , şeffaf dosya , otel odaları gibi günlük yaşamımızda önemli yer tutan konular üzerinde kafa yorduğumuz ve bunları paylaştığımız güzide blogumuz pub yuvadır aşağı yukarı bir yıldır ...
Tom Waits , heartattack and wine'ı söylerken hoparlörden tükürükleri çıktı adeta , vay anasını yaa .
Bir yıl önce , yeni terk edilmiş , yaklaşık 15 kilo verdiği için iki birayla sarhoş olan , evine 50 km. uzaktaki barlarda sabahlayan ve geri dönemeyen , iş yerindeki ikili koltukta uyuyan ve tek eğlencesi sigara içmek olan bir adam olarak bu içki ve sigara kokulu blogu yazmaya başladım . Son yazdığım şey lisedeki kompozisyonlar olduğu için genel olarak pek bir boka benzemedi yazdıklarım . Fakat benim hoşuma gitti . Aslında tuvalet kağıdına yazıp daha sonra bunları kullanıp kanalizasyona da gönderebilirdim . Sanırım bu yöntemde bayağı işe yarardı . Neyse ... Sonuçta Ali Kırca'nın da dediği gibi ''hayatı paylaşmak için'' ...
Duygusallaşacak falan değilim ama ucundan köşesinden de olsa bu blogu okumuş , yorum yapmaya üşenmemiş , özellikle küfürlü mailler yollamış tüm dostlara teşekürlerimi bir borç bilirim . Eksik olmayın , beter olun , yerlerde sürünün . Sen sürünmezsen ben sürünmezsem nasıl temizlenir bu leş sokaklar , bu mendirekler ve bu bar tuvaletleri ...
Unutturmayın da size bir maç çıkışı otoparkta arabanın birinin lastiğine işerken gelen sahibiyle aramızda geçenleri anlatayım .
06 Ekim 2009 Salı
Bigmouth Strikes Again
Gece vardiyasına gelenlere yapılacak işleri anlattım . Durağa yürüyüp otobüse binecek ve eve gidip uyuyacaktım son onüç yıldır olduğu gibi . Normal bir gündü . Öğle yemeğinde içinde mısır taneleri olan pilav ve nohut yemiştim saat dört gibi . Niye hala bu işi yaptığımı bilmiyorum . Çalışanlara iyi geceler dileyip çıktım .
Yanlış otobüse binmişim . Veya inmem durakta inmedim . Bilmiyorum ... Kalabalık bir meydanda etrafıma bakıyordum . Cebimdeki bozukları çıkarıp saydım ve bir dolmuşa atlayıp başka bir meydana gittim . Burası daha kalabalıktı . Cüzdanımdaki paraları çıkardım ve bir taksiye bindim . Çok sakindim ama ne yapmaya çalıştığımı bilmiyordum . Hala bilmiyorum ... Taksiyi karanlık bir sokağın başında durdurdum ve cebimdeki bütün parayı verip bir bankamatik aramaya başladım . Tamamını çektiğim parayı verecek bir dilenci aramaya başladım . Uzun süre yürümem gerekti . Bir banka oturup ağlamaya başladım . Bir kadına parayı vermeyi denedim ama benden korkup kaçtı . Gece yarısı olmuştu . Bir taksi durdurup gece tarifesi açmasını rica ettim . Şaşırarak baktı suratıma ve zaten gece tarifesine geçtiğini söyledi . Nereye gitmek istediğimi sordu . Şişli'ye gitmek istediğimi söyledim . Fakat önce Anadolu yakasına geçmesini istedim . İkinci köprüden ...
Kaldırıma oturdum . İkinci kattaki ışık hala yanıyordu . Sabırla sönmesini bekledim . Binanın giriş kapısındaki camı zorlayıp açtım . Kolumu parmaklıkların arasından sokup kapıyı açtım ve paspası kapanmaması için araya koydum . Tekrar olduğum yere dönüp oturdum . Mutfağın ışığı yandı ve söndü . Sonra salonun ışığı söndü . Bekledim . Sigaram bitmişti . İstemek için yukarı çıktım . Dairenin kapısı yumruklamaya başladım . Sonra tekmeledim . Kattaki diğer dairelerden birisinin kapısı açıldı . Kadın polis çağıracağını söyleyip kapıyı kapattı . Tekmelediğim kapının arkasındaki kadın siktirip gitmemi istedi . Kapıyı açarsa gideceğimi söyledim . Üst kattan bir herif gelip üzerime saldırdı . Elindeki sopayla bana vurmaya başladı . Bütün gücümle ittim adamı , yere düştü . Kapı açıldı . Ağlayan kadın ne istediğimi sordu . Paramın bittiğini söyledim . Eğer bana para verirse gideceğimi söyleyip adamla boğuşmaya devam ettim . Sonra bir kaç kişi daha çıktı dışarı . Kadın yere bir miktar para atıp küfür etti . Hala ağlıyordu . Arkasında korkmuş bir kız çocuğu vardı . On yaşlarında . Yerdeki paraları almaya çalışırken gözlerim karardı . Sonra yanağımda bir sıcaklık hissettim . Sanırım tekmeleniyordum . Hissetmemeye başladım . Merdivenlerden yuvarlandım . Dışarı çıktım . Paralar kan içindeydi ... Yürümeye başladım . Bir taksi durdurdum . Fakat kapısını açamadım . Adam arabadan inip yanıma geldi . Yere düştüm . Konuşuyordu ama duymuyordum . Güzel bir his bu . Beni kolumdan tutup kaldırdı . İşte tam o anda dayanılmaz bir acı hissettim . Gözlerim tekrar karadı . Trafik ışıklarında durduğumuzu fark ettim gözümü açınca . Adam arka koltuğa dönmüş bir şeyler söylüyordu . Lunaparka gitmek istediğimi söyledim .
Vazgeçmek . Uğruna savaşacak bir şey bulamadım .
Aşk dışında ...
Salı
''Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın'' demiş şair . Sakin , daha sakin .
Aşk dinine mensup her ademoğlunun başına geldiği gibi bazen içindeki denizden bir kaç damla bile dökemezsin sayfaya , dalgalar göğüs kafesini döverken ...
01 Ekim 2009 Perşembe
Eskilerden
30 Eylül 2009 Çarşamba
K-O-W-A-L-S-K-İ
İkinci parça Lotus'tu . Hareketli bir parçaydı . Cover grubunda şarkı söylediğim yıllarda , her akşam programı bu şarkıyı çalamayarak açardık . Lotus'tan başka her şeye benzerdi . Bir iki tane de kendi parçamız vardı ama onları da çalamazdık . Prova olsun , konser olsun fark etmezdi . 4 adet beceriksiz adamdık . Bir gece , hiç unutmam , bar bayagı kalabalıktı . Öğlenden kalmayım ve hala içiyorum . Bir kaç şarkıyı ağzımda geveledim . Grup benden sarhoş ama millet eğleniyor bir şekilde . Parça arasında cebimdeki sigarayı bulamadım ve sahnenin önündeki kalabalığa dönüp '' bir kaç sigara atsanıza'' dedim . Sigara yağdı üstüme . Sonra iki saat kısa marlboro aradım yerde emekleyerek . Bas gitaristin ayağının altında vardı bir tane . Alıp yaktım ...
Geçen yıl bir kadın , senin burcunun yıldızının arkasına bir gezegen geçti ve üç yıl orada kalacak , bu yüzden seni uzun ve zor üç yıl bekliyor , demişti . Sanki geçen yıllar çok kolay geçmiş gibi .
26 Eylül 2009 Cumartesi
Yaşasın Honduras
Ağzına kadar tuvalet kağıdı dolu klozetin içine son bir nefes alıp üfledikten sonra yanan izmariti attım . Anında alev aldı . İstediğim anda söndürebileceğim bir yangın başlatmıştım . Sifonu çektim ve söndü . Kapıyı açtım ve dumanların arasından bir süper kahraman gibi çıktım .
Artık okuduklarımı anlayamıyorum . Kendi yazdıklarımda tam olarak neden bahsedildiğini çözebiliyorum sadece . Bu yüzden yazıyorum sanırım . Okumak için . Hayat hergün yeni şeyler öğretiyor ve ben bir sonraki gün hepsini unutmuş oluyorum . Ölümsüzlüğün sırrını buldum sanırım .
Kaybedecek fazla zamanım yok . Bundan sonraki her dakikam yolda bulduğum para gibi . Harcarken en ufak bir tereddütüm olmayacak . Yaşayacağım her günün bir öncekinden daha kötü olacağını kabul ettiğim günden beri her günüm daha iyi geçiyor . İyi ve kötü göreceli kavramlar tabi .
Ve önümüzdeki kış mevsimini , gün boyu elektronik postalarla akşam benimle bir şeyler içmesi için ikna etmeye çalışacağım kız ile , sıradan barlarda bira içerek ve bu barların kapısında sigara içmeye çalışıp üşüdükten sonra izmaritleri atacak bir klozet arayıp ardından tekrar içeri girip , bira içerek geçirmek istiyorum . Tanrı bütün devrik cümleleri korusun .
20 Eylül 2009 Pazar
İyi Bayramlar :)))
İnsan en baştan beri her şeyi yanlış yapmadı mı ? Bunun için doğmadı mı veya yaratılmadı mı zaten ? Neyi kutluyoruz . İnsanın yok etmediği ne kaldı kendi bencil doğasından başka . Yok olmaya programladığımız dünyanın son neslini mi kutluyoruz ?
Şu bayramlarda kapıyı ısrarla çalan çocukları kınıyorum .
17 Eylül 2009 Perşembe
Pure
Garsonun bizimle ilgilenmek dışında herşeyi yaptığı lanet yerden çıktık . Banklardan birine , en sakinine , oturup kaşıkladığımız yiyecekten kediye ikram ettik . Elimizdeki peçetelerle yerde bıraktığımız izleri sildik . Hiç peçeteyle kaldırım taşlarını silen insanlar gördünüz mü ? Ben görmedim . Kedi de daha önce görmediğini söyleyip hemen yanıbaşımızda oturanların yanına gitti ve kafasına koca bir kaşık püre patates atıldı . Memnuniyetsiz bir biçimde geri döndü . Sakin bir kediydi .
09 Eylül 2009 Çarşamba
Kum Adam İstanbul'da
Yağmurluk fetişistlerinin ,
Haşmet Babaoğlu'nun ,
Zeytin üreticilerinin ve
Tüm sokak köpeklerinin blogu Pub Yuvadır ,
Gelmekte olan kışı saygıyla selamlar .
Soma Kömür Diyarından Cimboma Sevgiler
- Napıyosun üstad ?
+ Uyuyorum .
- Güzel .
+ Sen napıyosun ?
- Çalışıyorum işte iş güç... Neyse sen uyu sonra konuşuruz .
+ ...
Cafeden çıkıp biraz dolaşmaya karar verdim . Bir iddaa bayii bulmam en azından yarım saatimi daha varoluş sancıları duymadan geçirmem demekti . Programa göz gezdirdim . Hafta içinde teknik direktörünü değiştirmiş takım olup olmadığını hatırlamaya çalıştım . Yeni teknik adamlı takımlar üç puana daima yakın olmuşlardır . Cem'i aradım :
- Napıyosun ?
+ Sen napıyosun yaa , niye aramıyosun , arıyoruz açmıyosun ... Dostlar kırgın Altan !!
- Santander geçen hafta kazandı mı ?
+ Betis'e oyna sen , boşver Santander'i falan .
- Deplasmandalar ama ?
+ Rahat ol .
Genelde rahatım zaten ama bazı haftasonları kolay geçmiyor işte . Daha fazla dayanamayıp saatler 02:11'i gösterirken her zamanki yerime oturdum . Cebimden sırasıyla , sigara , kupon , çakmak ve anahtarlarımı çıkardım . Arkasından anahtarları tekrar cebime koydum . Eğer saat 4'e kadar sakin sakin içebilirsem SerieA'da maç başlayacaktı . Özellikle televizyondan yayınlanan bu maçlara bahis oynuyordum . Genoa veya Sampdoria'nın ev sahibi olduğu maçlar hoşuma gidiyordu . O stadı çok seviyorum .
Bir ademoğlu ne kadar yalnız olabilirse o kadar yalnızdım . Sonrasını yazmıştım sanırım ... Şu olabilir emin değilim .
Akşam
Annem yıllar önce ben askere gitmeden ''oğlum ne istersin gitmeden ne yapayım sana'' dediğinde çerkez tavuğu istemiştim . Sonra askere gittim , geldim , oraya gittim , buraya geldim hala yapacak bekliyorum . Geçen gün ''ne zaman yapacaksın şu yemeği'' dediğimde hatırlamadığını söyledi . Hak verdim unutmasına , beş altı sene geçti üzerinden ama ben unutmadım .
Üniversitede bir kız vardı , çerkez . O baya umut vermişti aslında bana . Çok güzel yaptığını falan anlatmıştı ama ceviz yağı konusuna gelince sınıfta kaldı . Ayçiçek yağı döküyormuş üstüne ...
Bazı şeyleri özlüyorum eskiye ait bu kesin . Ama bazı şeyleri bir an bile düşünmek korkutucu . Hiç keşke yirmi yıl öncesine dönebilsem demedim açıkçası . Yirmi yıl sonra da demeyeceğime inanıyorum . Tren yolculuğu gibi , istasyonlar değişiyor ama hepsi aşağı yukarı aynı sadece sen biraz daha yorgun hissediyorsun her seferinde ... Yol yorgunluğu galiba . Ve aniden kendime dönüp ''bütün bunlara sadece Meliş annenin çerkez tavuğu için bile katlanmaya değerdi öyle değil mi?'' diye sorduğumda , ''hiç tereddütsüz evet , tekrar onun elinden yiyemeyecek olsamda evet'' diyebiliyorsam bir istasyon daha göreceğim demektir . Peki o zaman ... Madem akşam oldu yemekli vagona geçip biraz yiyelim içelim . Daha çok içelim tabi .
20 Ağustos 2009 Perşembe
Lenin
Hakan Kurşun . Kaos ve Kütle adında iki albüm sahibi . Emi Müzik Türkiye'de yönetici olması lazım . Prodüktör . Zamanında Kral Tv'de bile gösterilen Boğazın Üstünde adlı şarkını sahibi .
Programcının tanımaması mümkün mü ? Mümkün . CnnTürk'e giden ham bantları izleyen ve kurgusunu yapan adamların ''ya bu Hakan Kurşun , bu adama sen ne iş yapıyorsun diye sormak normal mi ?'' diye düşünmemeleri normal mi ? Normal . Sen ne diyorsun o zaman arkadaşım diye soruyorsunuz herhalde . Bir şey demiyorum . Ben de o programcıyı tanımıyorum zaten . Olabilir .
Peki ...
Dünya'yı gezmek gibi bir hayalim olmadığını söylemiştim . 10 Saatlik bir uçak yolculuğundan sonra bir bara girip bütün günümü orada geçirmek pek mantıklı gelmiyor bana . Çünkü tam olarak bunu yaparım . Bir bara girmek 10 dakikamı alıyorsa burada niye o kadar yolu tepeyim . Ama takdir edersiniz ki ufak bir tatil benim de hakkım . Hakkım değilse de ben tatile gidiyorum anasını satayım . Yani bir süre gözükmeyebilirim arkadaşlar , diyeceğim budur .
Hala insani zafiyetlerimin olduğunu görmek güzel , çünkü bazen tam bir makina gibi oluyorum . Ama yoruldum .
Beter olun sevgili dostlar . Görüşürüz ...
18 Ağustos 2009 Salı
Direc-t
99 Depreminden yaklaşık bir ay sonra Burgaz Ada'ya gitmiştim sizden iyi olmasın iki arkadaşımla beraber . O sıralar adaların altındaki fayın kırılacağı ve büyük bir deprem daha olacağı söylentisi vardı . Vapurda toplasan 15 kişi ya vardı ya yoktu . Eylül'ün sonu sanırım . Kıç tarafında dışarda oturuyoruz . Üç delikanlı geldi . Çantalarından bir kaset çıkardılar . Bu bizim demomuz , almak ister misiniz dediler . Arkadaşlarımla ben musikişinas insanlarız , alalım dedik . Fotokopiden bir de kapak yapmışlar . Üzerinde de ''Seattle yöresinden ezgiler'' yazıyordu .
Ada tamamen terk edilmişti . Bir allahın kulu yoktu . 6 numaradan yüzerek su sporları klübüne sızdık ve havuzuna atladık . Bir görevli gelip bizi dışarı çıkardı . Üye olmadığımız için . Hayat işte ...
17 Ağustos 2009 Pazartesi
S Bandı 32. Kanal
La liga'nın Ntvspor'daki tanıtım reklamı fena olmamış . Telegol kadrosu aynı . Gökmen Özdenak'ın mikrofonunu iyi ayarlamak lazım . Adam bağırıyor zaten . Stüdyoya yakın bir yerde otursam camı açıp dinleyeceğim . Bilgin Gölberk ve Cem Dizdar'ın yanına Selçuk Yula pek gitmemiş . Beyaz çorap gibi durmuş .
Sonbahar mı sıradaki ?
Seneyi tam hatırlamıyorum . İstanbulspor'un sezon açılışı . 95-96 olabilir . İşimiz gücümüz yok kalktık gittik . İnönü Stad'ında . Kapalıya girdik . İlk olarak gözümüze çatıyı taşıyan direklerin üzerine asılmış bir Müslüm Gürses yağlı boya portresi takıldı . O zamanın Star Tv'sinde konserler eğlenceler var diye iki haftadır tanıtımı yapılıyordu . Fakat o gün Müslüm Baba yoktu programda veya gelmedi . Neredeyse kapalının tamamını dolduran ve kanamak isteyen kalabalık , çıkan diğer bütün sanatçıları ve futbolcuları ve sahaya kim girse yuhaladı . Yuhaladı çok nazik bir yaklaşım oldu aslında . Ortalığın ağzına sıçtılar . Dışarı zor çıktık .
Pazartesi , Salı , Çarşamba , Perşembe , Perşembe ... Perşembe ?
8 Yaşındayken lisanslı olarak futbol oynamaya başladım . Haftada 4 antreman ve sezonda her haftasonu maç . Ortaokula Hasan Hoca yazdırmıştı beni . Bir ton sıra vardı . Beden Hocasını tanıyordu okulun . Çay içip çıktık yanından ve kayıt belgelerini bırakarak . Babam 2 karton tekel 2000 yollamıştı bunun karşılığında . Hasan Hoca zamanında Fenerbahçenin alt yapısında oynarmış . Bir maçta bunun çapraz bağlarına çamaşır asmışlar . Şimdiki gibi ameliyat falan yok . Almışlar alçıya bunu . Bizim zamanımızda 40 yaşında falandı ve yürürken ayağını sürüyordu yere . 4-4-3 Oynardık . Geride sarkık libero , onun önünde bir stoper , sağ bek , sol bek , orta sahanın ortası , sağı , solu , sağ açık , sol açık ve santrafor . Uzun süre orta sahanın solunda oynadım sonra da stoper . Ağar olduğumdan stoper oynamak zor geliyordu . Rakip santrafor ile adam adama oynuyordum . Eğer hızlı bir çocuksa maç akşamları 9'da uyurdum . Kovala kovala yorgun düşerdim . 17 yaşına kadar ara vermeden devam ettim . Bir bok olacak yeteneğim yoktu . Bizim takımdan biri Kasımpaşa'da , biri de Beylerbeyi'nde oynadı . Onlarda bir bok olamadı . Futbol nankör meslek . En iyisi dişçi olmak .
Yağmurlar ? Evet yağmur yağsın .
Senin Tevez ile Adebayor ile ne işin olur . Al İrlanda genç takımının golcüsünü . Sen kaybeden tarafsın . 8. Sıra başarı senin için . Takımlar kimliklerini kaybetmeye başladılar . Araplara yeni eğlenceler bulmak lazım .
Van Morrison - Someone like you ? Evet .
Zaman nasıl olsa geçiyorsa , nasıl geçtiğinin ne kadar önemi olabilir ?
Futbol Mundial'de Baki Mercimek'i Sunderland'de oynarken konu yapmışlardı . Yeni Stam diyorlardı . Hayat böyle bir şey .
Bu blog Rahim Zafer'lere Erman Güraçar'lara ve Murat Alaçayır'lara adanmıştır .
13 Ağustos 2009 Perşembe
Holte End
Bir ''futbol blog'' yazabilirim aslında , dertsiz tasasız . Diğer binlercesi gibi . Hayat daha kolay olurdu benim için . Ronaldinho Fener'e geldi , Fiorentina küme düştü , Rüştü kıçını kırdı ... Ama hayır zor ve zahmetli bir yol var önümde . Öyle bir blog olmalı ki bu , olup olmadığı belli olmamalı , nereden türediği bilinmemeli , belli bir konusu veya teması olmamalı .
Olmamak üzerine yazılan ve zamanla kaybolan bir blog . Delik benzin deposundan her metrede yere damlayan ve anında uçan yakıt . Üç kişinin bildiği , senin , benim ve senin bildiğin . Unutulan bir blog olmalı , uçsuz bucaksız çöplükte bir zımba telinin arasında kalmış minik bir kağıt parçası . Üzerinde ne yazdığının ne önemi var . Üzerinde karınca duası . Gözle görülmeyen bir toz zerresi kadar önemsiz , gözüne girip iki saat kaşımanı gerektirecek kadar sinsi olmalı .
Kanım tekrar dolaşmaya başladı içimde . Kendi içinden çıkarttığı damarlar içinde ...
Garlands
Bir Cocteau Twins daha gelir mi ? Efendim ? Gelmez diyorsunuz ... Evet gelmez .
12 Ağustos 2009 Çarşamba
Kuş
Nicolas Cage ve Laura Dern , love me tender eşliğinde dans ediyorlardı . Film bitmek üzereydi . Bobby Peru , bilmem kaç tarihindeki kasırgadan sonra kasabaya gelen en heyecan verici olay ... Film bitti . Kuşa baktım hala uyuyordu .
Kafesimdeki hayatımdan memnundum . Bira , sigara , iyi müzik , filmler ve sessizliğe sahiptim . Kafamı pencereden çıkardığımda birbiri içine girmiş ağaçları görüyordum . Çocukken top oynadığımız bahçe çok ufak geliyordu gözüme . Eskiden çift kale ve bir düzine velet sığıyordu içine . Şimdi boş ve yabani ot kaplı . Binada bir düzine velet yok artık . Olanlarda evde tıkınıp bilgisayar başında obez olmakla meşguller ...
Yeni bir film koymak için çok yorgunum . Televizyonu açacak kadar iyi hissetmiyorum kendimi . Bir şeyler okusam anında uykum gelecek . Kuş bütün gün uyuyor . Ama bu gece uyumasına engel olmuyor . Kuş beyinli işte . İmreniyorum ona . Onun bana imrendiğini söyleyemeyeceğim . Kafesindeki hayatından memnun .
Uzunlamasına doğradığım salatalıkları buz kaplı derin kasenin içine yatırıyorum . Yaz yemeği . Telefonun şarjının bittiğini haber veren ikaz ışığı yanıp sönüyor belli aralıklarla . Bu telefonun ne işe yaradığını hala çözemedim .
Yitik Şarkıların Peşinde
Mutfak dolabını bitirdim . Üç adet koliye sığdılar . Buzdolabını boşaltmıştım . Zaten pek dolu 0lduğu söylenemezdi . Fişini çekip mutfağın ortasına doğru çektim . Altı leş gibi olmuş . Karafatma cesetleri , zeytin cesetleri , rakı kapağı cesetleri ... Buzdolabı altları evlerin mezarlık bölümleri gibi . Özellikle mutfak halkının ölülerini gömdüğü yer . Kesmeşeker cesetleri , karpuz çekirdeği cesetleri ... Süpürgeyle topladım hepsini . Mezarlığın arkasından siyah , ağzı bağlı bir poşet çıktı . İçinden de demliğe benzer birşey çıktı . Antika değeri olabilir . Toz beziyle üzerini sildim . Üzerinde hangi lisanda yazılmış olduğunu çözemediğim yazılar vardı . Bezi nemlendirdim ve silmeye devam ettim . Poşetin içinde bu kadar kirlenmesi olanaksızdı ve ...
Sabahtan beri hiç birşey içmemiştim , koklamamıştım . Zamanında duvarda gezen örümcekler veya koridorda koşan at gördüğüm olmuştu ama hiç demlikten çıkan cin tribim olmamıştı . Hem bu cinler lambadan çıkmıyorlar mıydı ? ''Dile benden ne dilersen'' dedi , ''birşey istemiyorum'' dedim , ''aç mısın ?''.
Gulf Stream

Bir süredir Yengeç Dönencesi ile beraber salonda oturup bira içiyoruz . İkili koltukta . Ben solda oturuyorum , o hafif çökmüş olan sağ tarafta . Arada sırada açıp okuyorum ama daha çok yan yana oturuyoruz . Pazar akşamı kapattım televizyonu , öylece konuşmadan saatlerce televizyondaki aksimize baktık ve artık gün ağarmaya başlarken aynı anda birbirimize dönüp şu nacizane sözcükleri döktük atmosfere :
- Dolapta bira bitti galiba .
- Dolapta bira bitti galiba .
Aynı anda söyledik bunu yüzyıl süren suskunluktan sonra . Sonra ne oldu biliyor musunuz ?
Hiçbir şey olmadı .
08 Ağustos 2009 Cumartesi
my my , hey hey
. Bir boşluk nokta .
June
''Bir ülkede kaldırımlar ne kadar yüksekse medeniyet o kadar alçaktır'' demişti birisi . Eski Yunan'da kaldırım var mıydı . Varsa ne kadar yüksekti ? Kimin umrunda eski Yunan . Borsa düşmesin yeter .
Eskiden insanlar daha çok içebilmek için kusuyorlardı . Artık kusmadan içmeye devam edebiliyorlar . Eskiden ''neden'' diyerek düşünmeye başlıyorlardı şimdi ''ne kadarı benim olabilir'' diye .
Artık galibiyetler 3 puan ve Mustafa Denizli Beşiktaş'ın başında . Cevat Prakazi kebap salonu işletiyor . Didier Six kimbilir hangi cehennemde .
Niye kendimi yazmak için zorladığımda gözümün önüne boş bir bar geliyor ? Ve niye yürümek için dışarı çıktıktan kısa bir süre sonra kendimi boş bir barda içerken buluyorum ?



